İyi Anne Olmanın Püf Noktaları

Annelik, oldukça karmaşık, kişisel ve sonsuz farklılık arz eden bir kavram. Bununla birlikte toplumların anneleri biçimlendirdiğini de inkar edemeyiz. Mesela, hep söylenir: Alman annelerin çocuk yetiştirirken çok rahat davrandıkları veya Türk annelerin çocukların üzerine çok fazla düştüğü… Bu durumun gerçekliği yadsınamaz, sonuçta annelik, büyüklerden ve çevreden görerek öğrenilir.  Yine de her anne, kendine özgüdür, benzersizdir. Daha fazla konuya ulaşmak için anne & çocuk bölümüne göz atabilirsiniz.

İnsan galiba en çok anne olunca değişir. Neden? Çünkü, o güne kadar odak noktası kendisi iken, birdenbire hayatının tam ortasına kendisinden çok daha değerli gördüğü evladı yerleşir. Artık kendi sağlığından önce onun sağlığını, uykusunu, midesini, huzurunu düşünür. Hayatının bu noktasından sonra ömrünü başka bir varlığa seve seve adamıştır artık.

Mükemmel Anne Olmak Üzerine

Şimdi, annelik ve bir çeşidi olan, anne olunca kendinden vazgeçen, kendi benliğini bir kenara atan insanları ele alalım:

Bu tip anneler, evlatlarını her anne kadar sever ama çocuklarına düşkünlükleri bütün davranışlarına aşırı şekilde yansır. Çocuğun her hareketi, düşmesi, kalkması, yemesi, uyuması olaydır onlar için. Kendisini adeta unutmuş, çocuğun bedeninde varlığını sürdürmektedir bu anneler. Hiç de sağlıklı görünmeyen bu tip bir annelikte çocuk, kendi yemeğini yiyemez, suyunu içemez, annesi olmadan hiçbir iş yapamaz bir haldedir. Bu durum hem anne hem çocuk hem de bir sonraki nesil için bile tehlikelidir. Neden? Çünkü bu tip annelerin çocukları büyüyüp yetişkin olduklarında da bir başkasının yardımına sürekli ihtiyaç duyma eğiliminde olurlar. Annelik duygularının yoğun yaşanması durumunda bebeklerin özgüvenleri gelişmediği için hiçbir işi başarabileceklerine inanmazlar. Sürekli ilgi ve destek beklerler. Mesela hayvanlar da harika annelerdir. Yavrularını en sağlıklı şekilde dünyaya getirebilmenin yolunu arar, bulurlar. Doğduktan sonra onları sevgiyle beslerler, kısa bir süre sonra da onları doğanın kucağına bırakırlar, kendi ayakları üzerinde durabilsinler, kendi yaşamlarını yönetsinler diye.

 

Bırakın çocuğunuz kendi gemisinin kaptanı olsun…

Aslında bir insanı dünyada en mutlu edecek şey  kendi hayatına yön verebilmesidir. Yani geminin kaptanı olmak, dümeni elinde tutmaktır hayatı anlamlı kılan. Bahsettiğimiz anne-çocuk ilişkisinde ne anne ne de çocuk kendi hayatlarının kahramanı olabiliyor. Oysa insan, en çok özgür olmayı, kendi kararlarını verebilmeyi, insanca kendine dair bir yaşam kurabilmeyi arzular. Birinin himayesinde yaşamak, insan ruhuna pranga vurmaktır. İşte böyle bir yaşam sürüldüğünde kendi hikayesinin kahramanı olamayan bireyler yetişiyor ve ilerde yetişkin olduklarında da bu bilinçaltının yönlendirmeleri nedeniyle kendi geleceğini özgüvensiz yaşıyor. Yani bir annelik ve evladına olan yaklaşımı farkında olmadan kocaman bir hayatın alt yapısını oluşturuyor. Çünkü bilinçaltı dediğimiz olay tam da 0-6 yaş dediğimiz anne- çocuk ilişkisinin zirve yapmış zamanlarına rastlıyor.

Peki kendi iç dünyası alt üst olan, bilinçaltı karmakarışık olan bir anne nasıl bir evlat yetiştirsin? Gelelim konunun özüne, insan çabalarsa yeterince, dönerse kendi içine, zamanla anlayabilir neyi, neden yaptığını. Mesele çok da basit değil elbet. Teoride çok şey bilip, pratikte bir tanesini bile uygulayamayan insan çok. Özellikle sinirine hakim olamayan anneler, öfke patlamalarının ardından 1 dakika içinde başlayan vicdan azapları gibi örnekler çoktur. Ama insan ancak çabalarsa değişebilir ve hayatını değiştirebilir. Bu noktada bazı tavsiyelerim var. Hem kendime hem de okuyan herkese.

İyi Annelik Yolunda Nasıl Hareket Etmeli

  1. Vicdan azabı durumlarını fazla büyütmemek gerek. Dozunda vicdan azabı iyidir, ilerde yapılacak hataları önler ancak fazlası zarar. Sürekli vicdan azabı duygu durum bozukluklarına yol açabilir.
  2. Elbette anne-çocuk arasında ister istemez üzücü anlar yaşanıyor ama bunlara takılmadan, yerine daha iyilerini koymaya çalışarak ilerlemek doğru bir adım olacaktır. İnsanız nihayetinde, kusursuz değiliz ki, hayat da böyle değil mi zaten, bir güldürüp bir ağlatmıyor mu?
  3. Çocuğa sarılmak hem anneyi hem de çocuğu tedavi eder. Sarılmak fiziksel olduğu kadar da duygusal bir eylemdir. Kalpten kalbe sevginin aktığını sarıldığınız an ciddi şekilde hissedebilirsiniz.
  4. Sorumlulukları paylaşmak, çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sağlar. Yapabilecekleri ufak tefek işler onlara özgüven sağlarken, annenin de iş yükünü hafifletir. İşte kendi suyunu alamayan çocuklar yetiştirmemek adına önemli bir adım.
  5. Çocuklara saygı duymak, onların haklarını korumak, birey olduklarının bilincinde olmak. Kendine özel eşyaları konusunda seçme hakkı tanımak, bazı konularda onların fikrini almak, kendilerini değerli hissettirecektir.
  6. Bir annenin çocuklarına yapabileceği en büyük iyiliklerden biri de kendisine vakit ayırmasıdır. Kendini mutlu etmeyen insan, evladına da bu ışığı veremeyecektir. Bir annenin kitap okuması çocuğunun da okuması demektir. Çünkü bir anne yaşantısıyla evladı için en büyük örnektir. Bu nedenle anne kendi hayatını renklendirirse, farkında bile olmadan çocuklarının hayatını da gökkuşağına çevirir.
  7. Akışına bırakmak. Günümüz annelerinin kontrol delisi olduğunu düşünürsek, mükemmeliyetçilik ve psikolojik sorunların baş göstermesi kaçınılmaz. Rutinler olmalıdır hayatta ve gereklidir ancak bir çocuğun yemek saati biraz kaymış, bugun biraz az uyumuş diye dünyayı karartmak da anlamsızdır. Hayat inişli, çıkışlı ise esnek bir insan olmak, bu iniş çıkışı konforlu hale getirebilir, büyük sarsıntıların önüne geçer.
  8. Bir annenin evlatlarına bırakabileceği en güzel miras bilgi birikimidir. Kendini geliştirmeye çalışan bir insan etrafındaki her şeye faydalı hale gelir. Okumak, hayata gerçek anlamını vermeyi sağlar. Okuma alışkanlığı da çocuğun kendi kendine öğrenme duygusunu geliştirir, böylece anne çocuğuna balık vermemiş balık tutmayı öğretmiş olur.
  9. Spor yapmak, bedene olduğu kadar ruha da şifadır. Anne ne yaparsa çocuk da onu yapacağı için günün bir bölümünü spora ayırmak, hareket etmek, dans etmek gibi faaliyetler ruh ve beden sağlığının korunmasına yardımcı olur.
  10. Son olarak, bakış açısı her şeydir. Hayata bakış açımızı düzeltmek, onarmak, güzelleştirmek, çocuğumuzun bakış açısının gelişmesine de yardımcı olacaktır. Bir kuşun uçuşu, bir kelebeğin kanadı, ağacın rüzgarda savruluşu, sabah doğan güneşin muhteşemliği, yağmurun tatlı melodisi… İşte bu küçük mutlulukların farkına varmak, çocuklarımızın da hayattan tat almasını sağlayacaktır.

Aslında hayat bakış açısından ibarettir. Ne demiş Mevlana: “ Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar.” Unutmayalım biz neysek, çocuklarımız da odur ama aynı zamanda onlar başka bir hayatın oğulları ve kızlarıdır ve bu iki cümle aslında çelişkili değildir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen bu kısma adınızı yazınız!